Kabahatler Kanunu’nu tatbik sadece zabıtaların görevi mi?

Bilindiği üzere 2005 yılında ülkemiz mevzuat fihristine yeni bir Kanun eklendi adı “Kabahatler Kanunu”. Bu kanun; ülkemiz açısından olumlu bir yasal düzenleme olarak yürürlükteki yerini aldı, bu kanun ile beraber, daha önce Türk Ceza Kanununda suç olarak sayılan birçok olumsuzluk kabahat kavramı içine alınarak hem mahkemelerin yükü hafifletilmiş oldu hem de basit suçlardan dolayı şahısların cezaevlerine girmeleri önlenmiş oldu. Ancak, Kabahatler Kanununun cezai müeyyideleri yeteri kadar etkili olmadığı için kabahat işleyenler üzerinde bu kanunun pek fazla caydırıcı bir özellik taşıdığını şimdilik söylememiz pek doğru olmayacaktır. Peki, bu Kabahatler Kanunu sadece belediyeler tarafından uygulansın ve sadece belediye zabıtaları tarafından işlem yapılsın diye mi çıkarılmıştır?Bu soruyu neden sorduğumu belediye zabıtaları daha iyi anlayacaklardır, zira şu an ülkemizde Kabahatler Kanunu,ağırlıklı olarak belediye zabıtaları tarafından uygulanmaktadır. Ancak bu kanunda, devletimizin diğer birçok kurumunun da sorumluluğu bulunmasına rağmen sorumlu oldukları konularda dahi çoğu zaman uygulamanın belediyeler tarafından yapılması talep edilmektedir. Konuya daha fazla açıklık getirmek adına dilerseniz önce Kabahatler Kanunu hangi amaç için çıkarılmış ve içerisinde ne gibi düzenlemeler barındırmaktadır şöyle kısaca bir hatırlatalım.

KABAHATLER: İDARİ SUÇLAR

Önce Kanunun genel gerekçelerine bir göz atalım: Kabahatleri suç olmaktan ve ceza kanunlarının kapsamı dışına çıkarma eğiliminin bir sonucu olarak; çeşitli hususlarda düzenleme getiren özel kanunlardaki bazı fiiller karşılığında idarî yaptırımlar uygulanması öngörülmektedir. Başka bir deyişle, bu fiiller, “idarî suçlar” olarak tanımlanmaktadırlar. Bu fiiller karşılığında, genellikle parasal nitelikte bir yaptırım öngörülmektedir. Ancak, bu parasal yaptırım, bir ceza hukuku yaptırımı olan “adlî para cezası” değil, idarî yaptırım olarak “idarî para cezası” niteliği taşımaktadır. Belirtmek gerekir ki, her ikisi de belli bir miktar paranın kişiden alınıp Devlet Hazinesine intikalinden ibaret gibi görünürse de; adlî nitelikteki para cezası ile idarî nitelikteki para cezası arasında, karar veren merci, yaptırımın infaz sureti, yaptırıma bağlanan kanunî neticeler bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin, idarî nitelikte bir yaptırım olarak para cezasına, ceza muhakemesi süreci sonucunda mahkeme tarafından hükmedilmez; bu ceza, idarî görev yapan bir kişi veya kurul tarafından verilir. Bu cezalar, adlî sicile kaydedilmez, ödenmediği takdirde hapse dönüştürülmez. İdarî nitelikteki “para cezası”, bir uyarı (ikaz) fonksiyonu gördüğü gibi, kamu açısından oluşmuş olan zararın giderilmesi amacına da hizmet edebilir. Bu nedenle, idarî para cezasının mislî nitelikte olması mümkündür. Kaldı ki adındanda anlaşılacağı üzere Kabahatler Kanununda zikredilen kabahatler için uygulanacak cezalar “idari cezalardır” ve idari cezalar kuralolarak idari makamlar tarafından uygulanır. Kabahatler Kanununun “Çeşitli Kabahatler” başlığı altında yer alan “kabahat” türlerini incelediğimizde bu kabahatler için “idari para cezası” verileceği ve bu cezalarında kimler tarafından verileceği açıkça kanunda yer almıştır. Sadece Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi diğer kabahatlere nazaran bir farklılık arz etmektedir ki bu durum zaten idari cezalar açısından mantıkende doğru olandır.

Şimdi dilerseniz 32 nci maddeden başlayarak açıklamalı bir şekilde maddeleri teker teker inceleyelim.

EMRE AYKIRI DAVRANIŞ

Madde 32-

(1) Yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.

(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.

(3) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır. Bu madde diyor ki; Devletin yetkili makamları görev alanlarına giren her türlü konuda kanunlarda suç yada kabahat olarak tanımlanmamış ancak eylem gerçekleştiğinde kamusal bir olumsuzluk yaratacak ise bu gibi durumlarda kurallar koyabilsinler ve bu kurallara uymayanlar hakkında da bu maddeden dolayı cezaimüeyyide uygulayabilsinler. Bu kuralları ya da emirleri devletin her türlü idari makamı koyabilir ve uygulayabilir. Yani bu fıkra sadece belediyeler açısından geçerli değil, devleti oluşturan bütün idari makamları kapsar.

Kabahatler Kanunu’nu tatbik sadece zabıtaların görevi mi?

DİLENCİLİK

Madde 33 –

(1) Dilencilik yapan kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, dilencilikten elde edilen gelire el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir.

(2) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına ve el koymaya kolluk veya belediye zabıta görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülki amir veya belediye encümeni karar verir. Görüldüğü üzere burada kanun maddesi ceza verme yetkisini hem kolluk kuvvetlerine ve hem de belediye zabıtalarına vermiştir.

Dikkat ederseniz kolluk ve belediye zabıtaları Kabahatler Kanununda net bir şekilde ayrılmıştır. Burada kast edilen kolluk, kanunlarda açıkça kolluk olarak sayılmış ve ayrı bir sınıfta yer alan bir memur düzenlemesinden bahsetmektedir. Yani polis, jandarma, sahil güvenlik, orman muhafaza ve gümrük muhafaza personelleri gibi. (Bu arada, yıllardır ileri sürdüğüm “belediye zabıtası bir kolluk kuvveti değildir” tezim bu Kanun ile de tescillenmiş durumdadır. Bu tezimde ısrarcı olmamdaki temel sebep belediye zabıtalarının kolluk kuvveti sayılabilmesi için ayrı bir sınıfının ve meslek grubunun olması gerekliliğidir.)

KUMAR

Madde 34 –

(1) Kumar oynayan kişiye, yüz Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, kumardan elde edilen gelire elkonularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir.

(2) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına ve el koymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülki amir karar verir.

Bu maddede dikkat çeken bir ayrıntının ceza vermeye yetkili olarak sadece kolluk kuvvetlerinin yetkili kılınmış olmasıdır. Bu durum gayet doğaldır, zira kumar oynanması durumunda uygulamanın adli bir boyutu da ortaya çıkmaktadır. Nedir bu adli boyut, kumar oynamaya yer temin etmek veya teşvik etmek TCK da suç olarak sayılmıştır ve bu durumda ilgilileri hakkında gözaltı ve mahkemeye sevk işlemi doğacaktır.

SARHOŞLUK

Madde 35 –

(1) Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunan kişiye, kolluk görevlileri tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir. Kişi, ayrıca sarhoşluğun etkisi geçinceye kadar kontrol altında tutulur.

Bu maddede 34 üncü maddede olduğu gibi adli bir boyut içerdiği için sadece kolluk görevlilerine yetki verilmiştir. Ancak zaman zaman emniyet yetkilileri kendilerine iletilen “sarhoş kişi” şikayetlerini belediyeye yönlendirmeye çalışmakta ve bu kişiler için “rahatsız etmekten” dolayı işlem yaptırmak istemektedir ki; rahatsızetmekten işlem yapma yetkisi zaten kolluk kuvvetlerininde yetkisindedir. Rahatsız etmek eyleminin sarhoşlukla uzaktan yakından alakası yoktur.

GÜRÜLTÜ
Madde 36 –

(1) Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir.

(2) Bu fiilin bir ticari işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.

(3) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.

Bu madde, maalesef Kabahatler Kanununun en karmaşık maddesidir. Bu maddede kast edilen gürültü ile neyin ve hangi gürültünün kast edildiği tartışma-
ya çok açıktır. Zira bir kişiye göre gürültü olarak kabul edilebilecek bir seviye bir başkası için gürültü olmayabilir, bir gürültünün gürültü olup olmadığını nasıl tespit edeceksiniz? Desibel ölçümümü yapacaksınız, her gürültü için desibel ölçümü yapılmalımıdır? Ya da her gürültü rahatsızlık verecek bir gürültümüdür?
İşte bu nedenle bu madde tartışmaya açık bir maddedir. Ama; gerek Çevre Kanunu ve gerekse Türk Ceza Kanunu göz önünde bulundurulduğunda bu maddede desibel ölçümü yapılmasına gerek olmadığını ya da hangi durumda desibel ölçü- mü yapılması gerektiğini yorumlayabiliriz. Maddenin birinci fıkrasına bakacak olursak; burada şahısların bir şikayetinin olması ve bu şikayete konu olan gürültünün olağandışı bir gürültü olması gerekmektedir ki bu durumda cezai müeyyide uygulanabilsin. Örneğin; gündüz mesai başlamadan ve gece hava karardıktan
sonra konut olarak kullanılan binalarda tadilat yapılması, belediyeden izin almadan açılış ve benzeri etkinliklerde gürültüye sebep olmak gibi. Maddenin ikinci fıkrasına baktığımızda; burada durum biraz farklılaşıyor, zira burada tüzel kişilikler devreye giriyor. Yani bir ticari işletmeden bahsediliyor ki
bu işletmelerin çıkardıkları gürültünün iştigal ettikleri işin dışında bir gürültü olması halinde ölçüm yapmaya gerek olmadan cezai müeyyide uygulanabilecektir. Bu durumu şöyle bir örnekle açıklamaya çalışalım; bir konfeksiyon mağazası indirimli satışlarını duyurmak için mağaza dışına bir müzik kolonu koymuş ve müzik yayını yaparak müşteri çekmeye çalışıyor veya
açılış için etkinlik düzenleyerek gürültüye sebep oluyor, bu durumda ölçüm yapmaya gerek yoktur. Ancak bir konfeksiyon atölyesindeki makinelerin çıkardığı gürültüden şikayet varsa o zaman ölçüm yapılmak zorundadır. Maddenin üçüncü fıkrasına baktığımızda şikayet kolluk birimine yapılıyorsa kolluk yetkilileri tarafından,
belediyeye yapılıyorsa belediye zabıtaları tarafından cezai müeyyide uygulanacaktır. Ama vatandaşlar gürültü şikayeti için emniyeti aradığında emniyet yetkilileri “bu konuya belediyeler bakıyor” deyip vatandaşları belediyelere yönlendirmektedirler maalesef.

RAHATSIZ ETME

Madde 37 –

(1) Mal veya hizmet satmak için başkalarını rahatsız eden kişi, elli Türk Lirası idari para cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezası vermeye kolluk veya belediye zabıta görevlileri yetkilidir. Görüldüğü üzere bir kişiye “rahatsız etmekten” dolayı işlem yapılabilmesi içino kişinin bir mal ya da hizmet satıyor olması gereklidir, yoksa her rahatsızlık verene bu maddeden dolayı işlem yapılamaz.

Bu madde dolayısı ile ceza vermeye hem belediye zabıtaları ve hem de kolluk kuvvetleri yetkili kılınmıştır.

İŞGAL

Madde 38 –

(1) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımları işgal eden veya buralarda mal satışa arz eden kişiye, belediye zabıta görevlileri
tarafından elli Türk Lirası idari para cezası
verilir.

(2) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımlar üzerine inşaat malzemesi yığan kişiye,
belediye zabıta görevlileri tarafından yüz Türk Lirasından beşyüz Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.

(3) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.İşgal maddesi bu Kanunun en önemli maddelerinden birisidir, ama maalesef gerek para cezası miktarı ve gerekse yaptırım uygulamak bakımından beledi-
yelerin en çok zorlandığı madde olarak karşımıza çıkmaktadır. Şöyleki; belediyeler genellikle esnaf işgalleri ile yoğun mücadele etmekte ve bu maddedeki ceza miktarı esnaf açısından çok fazla caydırıcılık yaratmadığı gibi işgalde bulunduğu unsurlar açısından işyerine başka bir yaptırımda uygulanamamaktadır. Yani işgalde bulunmayı alışkanlık haline getiren esnaflara karşı herhangi bir işyeri kapatma cezası uygulanamamaktadır, bu konuda olumlu ve olumsuz yargı kararları uygulamada birliğin önüne geçmektedir. İşgal maddesi ile ilgili bir başka olumsuz durum ise, motorlu  araçların kaldırım işgalleri durumunda karşımıza çıkmaktadır.

Kaldırımları işgal eden motorlu araçlara caza yazılmak istendiğinde Emniyet Genel Müdürlüğü “siz bu araçlara ceza yazamazsınız” demekte, ancak bazı belediyelerde ise ceza uygulamak için araç bilgileri istendiğinde belediyelere bu bilgiler verilebilmektedir. Fakat bu uygulama her belediye için geçerli değildir nedense! Halbuki Kanun maddesi çok açık tarif etmiş “meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımları işgal eden….” burada işgalin motorlu ya da motorsuz araçla olup olmadığı ayrımına gidilmemiş, yani işgalin içeriği bir önem arz etmiyor. Ama bu durum bir türlü açıklığa kavuşturulamamaktadır. Halbuki belediyelerin, kaldırımları işgal eden araçları bulundukları yerden kaldırmaları bana göre hiçte hukuksuz değildir. Zira belediye zabıtalarının kamuya ait alanların işgallerini önlemek ve bu işgalleri bertaraf etmek gibi bir görevi de bulunmaktadır. Bu nedenle kaldırımları işgal eden motorlu araçlara cezada yazılabilmeli, bulundukları yerden de kaldırılabilmelidir.

TÜTÜN MAMULLERİNİN TÜKETİLMESi

Madde 39 –

(1) Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında tütün mamulü tüketen kişiye, ilgili idari birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlileri tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu fıkra hükmü, tütün mamulü tüketilmesine tahsis edilen alanlarda uygulanmaz.

(2) Toplu taşıma araçlarında tütün mamulü tüketen kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir. Kabahatin özel hukuk kişileri tarafından işletilen toplu taşıma araçlarında işlenmesi halinde bu
ceza ilk başvurulan kolluk birim yetkilileri tarafından verilir. Kamuya ait toplu taşıma araçlarında işlenmesi halinde idari para cezası verme yetkisi bakımından birinci fıkra hükmü uygulanır.

(3) Özel hukuk kişilerine ait olan ve herkesin girebileceği binaların kapalı alanlarında, tütün mamullerinin tüketilemeyeceğini belirtir açık bir işarete yer verilmesine rağmen, bu yasağa aykırı ha-
reket eden kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu ceza, şikayet üzerine en yakın kolluk birimi yetkililerince verilir. Tütün mamullerinin tüketimi ile ilgili denetimler kaymakamlıklar nezdinde kurulan komisyonlar aracılığı ile yapılmaktadır.

KİMLİĞİ BİLDİRMEME

Madde 40 –

(1) Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli
Türk Lirası idari para cezası verilir.

(2) Açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından Ceza Muhakemesi
Kanunu hükümleri uygulanır.

(3) Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline derhal son verilir. Kanun maddesi burada çok açık bir şekilde “görevini yapan kamu görevlisine kimlik bilgilerini vermekten kaçınan kişi” derken hangi kamu görevlisi kimlik bilgisi soruyor ve cevap alamıyorsa o görevli tarafından ceza yazılacaktır.

Bu durumu şöyle bir örnekle açıklayalım; Tarım müdürlüğü denetim elemanları bir işyerinde denetim yapıyor ve ilgilileri hakkında evrak düzenlemek istiyor, ama şahıs kimlik bilgisini vermiyor ise bu görevliler polis çağıracak ve polis marifeti ile kimlik bilgilerine ulaşacaktır. Böyle bir durumda gerek emniyet yetkilileri veya gerekse işlem yapmak isteyen tarım müdürlüğü yetkilileri tarafından ilgili şahıs hakkında “kimliğini bildirmemekten” dolayı ceza yazılabilecektir. Yani kimliği hangi kamu görevlisi istiyorsa işlem yapma yetkisine de o sahiptir.

ÇEVREYİ KİRLETME

Madde 41 –

(1) Evsel atık ve artıkları, bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yirmi Türk Lirası idari para cezası verilir. Bireysel atık ve artıkların atılması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.

(2) Fiilin yemek pişirme ve servis yerlerinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.

(3) Hayvan kesimine tahsis edilen yerler dışında hayvan kesen veya kesilen hayvan atıklarını sokağa veya kamuya ait sair bir alana bırakan kişiye, elli Türk Lirası idari para cezası verilir.

(4) İnşaat atık ve artıklarını bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. İnşaat faaliyetinin bir tüzel kişi adına yürütülmesi halinde bu tüzel kişi hakkında verilecek idari para cezasının üst sınırı beşbin Türk Lirasıdır. Bu atık ve artıkların kaldırılmasına ilişkin masraf da ayrıca kişiden tahsil edilir.

(5) Kullanılamaz hale gelen veya ihtiyaç fazlası ev eşyasını bunların toplanmasına ilişkin olarak belirlenen günün dışında sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye elli Türk Lirası idari
para cezası verilir. Bu eşyanın toplanması hususunda belediye tarafından belirli aralıklarla yılda üç günden az olmamak üzere belirlenen günler önceden uygun araçlarla ilan olunur.

(6) Kullanılamaz hale gelen motorlu kara veya deniz nakil araçlarını ya da bunların mütemmim cüzlerini sokağa veya kamuya ait sair bir yere bırakan kişiye iki yüzelli Türk Lirası idari para cezası verilir.

Bunların kaldırılmasına ilişkin masraf da kişiden ayrıca tahsil edilir. Bu fıkra belediyeler açısından çok olumlu bir fıkradır ancak hangi aracın hurda ya da terkedilmiş olduğu konusunda çok ciddi bir araştırma yapılması gerekiyor ki “kör ölünce badem gözlü olmasın”, yani siz araç ile ilgili araştırmanızı yapmaz ve hurda diye alırsınız bu arada araçta hasar oluşur ve daha sonra aracın hurda olmadığı ortaya çıkarsa sahibi bu konuda hak talebinde bulunabilir.

(7) Bu kabahatler dolayısıyla idari para cezasına belediye zabıta görevlileri karar verir.

(8) Bu kabahatler dolayısıyla meydana gelen kirliliğin kişi tarafından derhal giderilmesi halinde idari para cezasına karar verilmeyebilir

(9) Bu madde hükümleri, belediye sınırları içinde uygulanır.

(10) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır. Çevreyi kirletme maddesi çok fazla izahat gerektirmeyen maddelerden bir tanesidir. Ancak Çevre Kanunundaki çevre cezalarının çok ağır olması sebebi ile maalesef hafriyat konusundaki uygulamalar da bu maddenin 4 üncü fıkrasına göreyerine getirilmektedir. Tartışmaya açık bir madde fıkrasıdır, bu konuda özel bir sem-
pozyum düzenlense yeridir.

AFİŞ ASMA

Madde 42 

(1)Meydanlara veya parklara, cadde veya sokak kenarlarındaki kamuya ait duvar veya alanlara, rızası olmaksızın özel kişilere ait alanlara bez, kağıt ve benzeri afiş ve ilan asan kişiye, yüz Türk Lirasından üç bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Aynı içerikteki afiş veilanlar, tek fiil sayılır.

(2)Birinci fıkra hükmü, yetkili makamlardan alınan açık ve yazılı izne dayalı olarak asılan afiş ve ilanlar açısından uygulanmaz. Bu izinde, afiş ve ilanın asılacağı zaman dilimi açık bir şekilde gösterilir. Bu afiş ve ilanlar izin verilen gerçek veya tüzel kişi tarafından bu sürenin dolmasını müteakip derhal toplatılır. Toplatım yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi
halinde birinci fıkra hükmüne göre idari para cezası verilir.

(3) Bu afiş ve ilanların kaldırılmasına ilişkin masraflar da ilgili kişilerden ayrıca tahsil edilir.

(4) Bu kabahatler dolayısıyla idari para cezasına, kolluk veya belediye zabıta görevlileri karar verir.

(5) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.

Bu madde belediyelerin işini oldukça kolaylaştırmıştır. Zira daha önceleri afişi asan kişiyi bulamaz iseniz, afiş içeriğinin sahibine ceza yazamıyordunuz. Şimdi bu madde ile hem asana hem de içerik sahi bine ceza yazılabiliyor artık. Ancak; burada dikkat edilmesi gereken şey afiş veya ilanın asılmış olmasıdır. Yoksa el broşürü
veya el ilanı dağıtan kişilere bu maddeden ceza yazılması doğru değildir, bu sebep- ten dolayı ceza yazılabilmesi için “beledi-yenin emir ve yasaklar” yönetmeliğinde hüküm olması gerekir ve bunun cezasıda emre aykırı davranış cezasıdır. Bu maddeye dikkat ederseniz ceza vermeye yetkili makam olarak hem kolluk kuvvetleri ve hem de belediye zabıtaları ayrı ayrı görevlendirilmişlerdir.

SİLAH TAŞIMA, TÜZEL KİŞİLERİN SORUMLULUĞU

Madde 43 –

(1) Yetkili makamlardan ruhsat almaksızın kanuna göre yasak olma- yan silahları park, meydan, cadde veya sokaklarda görünür bir şekilde taşıyan kişiye, kolluk tarafından elli Türk Lirası idari
para cezası verilir. Bu madde ile ilgili olarak müeyyide uygulama yetkisi tamamen kolluk kuvvetlerine verilmiştir. Madde metninde bahsedilen silahtan kasıt kuru sıkı veya havalı diye tabir edilen silahlardır. Yoksa normal silahlar için geçerli olan Kanun TCK hükümleridir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanunu, sadece belediyelerin ve belediye zabıtalarının değil devletin diğer kurumlarının da sorumluluğunun bulunduğu bir kanundur.