Asayiş ve güvenlik hizmetlerini yürüten görevlilere
"Yarkan" adının verildiği ilmi araştırmalar neticesinde kesinlik kazanmıştır. Kazılar
sonucu ortaya çıkarılan kitabelerde Yarkan kelimesinin sık geçmesi bu kesinliğin
daha da güçlenmesine sebep oldu. Kültigin kitabesinde de "İnançu Apa Yarkan Tarkan
Atığ" şeklinde benzer bir ibare bulunmaktaydı. Avrupa ve Asyalı arkeolog ve bilim
adamları da bu doğrultuda tespitler yapmıştı. Zamanla bu sözün yerini "Daruga" sözü
aldı. Daruga, gerek Moğollarında ve gerekse Türklerde inzibat amirlerine verilen
isim oldu. Ancak bu isme değişik manaların yüklendiği de görüldü. Sonuç olarak;
Türklerin İslamiyet'ten çok önceleri asayiş ve güvenlik hizmetlerini, "Tarhan" ve
"Tigin" denilen valilerin emrindeki Yarkanlar vasıtasıyla yürüttüklerini söylemek
mümkündür. Geçen zamanla değişim gösteren ve ilk olarak ortaya çıkan güvenlik ihtiyaçlarından
dolayı zabıta hizmetlerinde değişmeler meydana geldi. Bu değişimlere paralel olarak,
halkın huzur ve güvenliğinin daha iyi sağlanması sorunu önem kazandı. Genel asayişten
sorumlu olan Tiginlerden ayrı olarak küçük birimlerde emniyet ve asayişin sağlaması
için Şad, Tudun ve Subaşılık makamları ortaya çıktı.
Türk zabıtasının tarihi gelişiminde çok önemli roller
üstlenen ve çeşitli hizmet vermesine rağmen asayiş ve güvenlik hizmetlerinin başı
olan Subaşı, kesin olarak bilinen ilk zabıta amiridir. Türklerin kurduğu her büyük
devletin idari yapılanmasında yer almış-lardır. Osmanlı döneminde Subaşı rütbesiyle
zabıta işlerinin yanında, belediye işlerini de yürüttüler.
Zabıta hizmetlerinde hizmeti alanların ihtiyaçlarına
paralel olarak, Yasakçılarla birlikte gece güvenliğini sağlamak üzere Asesler devreye
sokuldu. Bu uygulama biçimi, Osmanlı Devletinde de devam etti ve her kentte huzur
ve güvenliği sağlamak üzere Kadı'nın yanında Subaşılar görevlendirildi. Türkler,
İslam kültürünün etkisiyle idari yapılanmalarında ve yönetim biçimlerinde bazı değişiklikler
vücuda getirdiler. Bugünkü manada Hakim, Savcı, Belediye Başkanı gibi sıfatların
bir kısmını bünyesinde toplayan Kadılık müessesesini tesis ederek, aynı za-manda
zabıta görevlerinin bir kısmını da bu birime yüklediler. Ancak bu uygulama bir müddet
sonra terk edilerek, zabıta görevi tekrar Subaşılara verildi. Sonraları kurulan
Müslüman Türk Devletlerinde daha çok belediye işlerinde görevlendirilmesine rağmen
zabıta görevi de yüklenen Muhtesipler ortaya çıktı. Çarşıların denetlenmesi hizmetine
"Hisbe" ve bu vazifeyi yapanlara da "Muhtesib" adı verildi.
Muhtesibin teftişi pazarlar için geçerli olmakla beraber,
esnafın mallarının insanların gelip-geçtiği yollara taşmasını engelleme görevi de
vardı. Muhtesibin fiyat be-lirleme yetkisi yoktu. Esnafı belirlediği fiyatla mal
satamaya zorlayamazdı. Muhtesibin esas vazifesi; temel ihtiyaç ürünlerinde karaborsacılığı
önlemek olduğundan uncuları, fırınları, değirmenleri, kasapları, lokantaları, denetim
altında bulundururdu. Ölçü-tartı aletlerinin kontrolü de Muhtesiplerin görevleri
arasındaydı. Osmanlı Döneminde Zabıta Osmanlı Devletinin tarih sahnesine çıkışından
tarih sahnesinden çekilişine kadar geçen zaman içinde zabıta teşkilatının zamana
bağlı olarak gelişen değişik yapılanmalar içinde olduğu görülmektedir. Bundan dolayı
Osmanlı Devletinin zabıta teşkilatının dönemlere ayırılarak incelenmesi gerekmektedir.
Kuruluşundan İstanbul'un fethine kadar geçen zaman içinde (1299-1453) eyalet, vilayet
ve sancak gibi mülki bölümlere ayrılan ülkenin zabıta görevi, Subaşılar ve yanlarında
kol gezen Falakacılar tarafından yürütülmüştür.
Savaş zamanında Orduda görev yapan Subaşılara savaş
olmadığı zamanlarda belediyeye ait hizmetleri yürütme görevi de verilmiştir. Türk
Zabıta Tarihinde önemli bir yer tutan ve Türklerin kurduğu tüm devletlerin idari
yapılanmasında yer alan Subaşı; ilk zabıta amiri olma özelliğini taşır. Türklerin
kurduğu en mükemmel devletlerden birisi olan Osmanlı Devletinin kuruluş ve yükseliş
dönem-lerinde Subaşılar, güvenlik ve esenlik işlerine bakmakla birlikte, belediye
zabıtası hizmetlerini de yerine getirmişlerdir. Bu dönemde, her şehrin bir Subaşısı
vardı. Subaşılar hem güvenlik ve esenliğe, hem de askeri işlere bakan komutanlar
durumundaydılar. Zabıta hizmetlerinin daha sonraki yapılışında Subaşılarla emirleri
altındaki Yasakçıların yanında, geceleri güvenliği sağlayan ve bekçilik görevi yapmakla
yükümlü bulunan Asesleri ve bağlı olduğu Asesbaşı'nı da saymak gerekir.
Osmanlı Devleti kuruluşuyla birlikte hemen her kasabada
bir Kadı ve Subaşı görevlendirildi. Kadı, genellikle mülki işlere bakar; kasabaların
asayiş ve güvenliği ve Kadıların verdikleri hükümlerin uygulanması, aynı zamanda
askeri amir konumunda olan Subaşılar tarafından sağlanırdı. Yeniçerilerin, savaş
zamanındaki askeri görevlerinin yanında hazarda zabıta görevini üstlendiği dönemde;
(1453-1826) İstanbul'un asayişinden sorumlu olan bu kişiler görev bölgelerine ve
yaptıkları işlere göre isimlendirildiler. İstanbul, fethedildikten sonra beş büyük
zabıta bölgesine ayrıldı. Bu bölgeler: Yeniçeri ağasına ayrılan bölge, Cebecibaşına
ayrılan bölge, Kaptanpaşaya ayrılan bölge, Topçubaşına ayrılan bölge ve Bostancıbaşına
ayrılan bölge olarak tanımlanmıştır. Bu zabıta bölgelerinin dışında, yalnızca kendi
bölgelerinin güvenliğini sağlayan ve "Usta" adıyla anılan zabıta memurları da vardı.
Hemen hemen tüm semtlerde o bölgenin en büyük zabıta amirinin emrinde kolluklar;
bu günkü anlamıyla karakollar bulunurdu. Buralarda zabıta hizmetlerini yürüten;
Yeniçerilerin arasından ayrılan ve kollukçu denilen kişiler görev yapardı. O devirdeki
zabıta makamları şunlardır: Devletin iç ve dış güvenliğinden sorumlu en üst bir
zabıta makamı olan Sadrazam, asayiş ve güvenlikten sorumlu olan, kanunlara aykırı
davrananları yakalayıp gerekli işlemleri yapmakla sorumlu olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri
Ağasının emrinde falaka taşıyan ve gerektiğinde kullanan Falakacılardır. Bunların
yanında Cebecibaşı, Kaptanpaşa, Topçubaşı, Bostancıbaşı, Kadı ve Böcekbaşı ile onların
emrindeki görevlilerden oluşuyordu. Böcekbaşı, ikinci dereceden zabıta amiri olup,
bu günkü manada polis müdürü konumundaydı. Böcekbaşının mahiyetinde çeşitli suçlar
işlemiş ancak, daha sonra bu suçlardan arınarak suç işlemeyen erkek ve kadın memurlar
bulunurdu. Bunların görevi çarşı, pazar ve diğer mıntıkaları gezerek ka-nunlara
aykırı hareket edenleri yakalayıp, böcekbaşının huzuruna getirmekti. Aynı dönemde
dikkat çeken bir başka unsur ise bu günkü manada karakolların açılması ve hizmet
görmesidir. Bu karakollarda bulunan ve devriye görevi yapan Kullukçu, Karakullukçu
neferleri devamlı surette kol gezerek önleyici zabıta hizmetlerini yerine getirirlerdi.
Kulluk adı verilen karakol haneler, Osmanlı Devletinin başkentinde, taşra şehirlerinde
ve köylerinde kullukçu veya karakullukçu denen bir baş karakullukçunun emrinde gece
ve gündüz devriye görevi yapan zabıta kuvvetleriydi. Kullukçular görev aldıkları
böl-gelerde kol gezerek şüpheli gördükleri kişileri, gece fenersiz gezenleri yakalayıp,
amirlerinin huzuruna getirirlerdi. Fuhuş yapıldığı iddia edilen evlere baskın düzenlerdiler.
Bölgelerinin emniyet ve asayişini sağlayarak, halkı koruduklarından dolayı kendilerine
kullukçu, yasakçı hakkı verilirdi.
Fatih Sultan Mehmet bilhassa İstanbul'un fethinden sonra
zabıta işlerine büyük önem verdi. Şehirde birçok kolluk inşa ettirerek, Yeniçeri
askerlerinin yaşlı ve ağırbaşlılarından ayırdığı zabit ve neferleri yasakçı unvanlarıyla
bu kolluklarda görev yapmaya, dü-zen ve asayişi sağlamaya memur etti. Kolluklar
ve Kullukçular dışarı ve içeri kullukları olarak iki kısma ayrıldı. Birincisi İstanbul'da
görev yapanlar, diğeri ise taşrada görev yapanlardı. Aynı dönemde taşrada yürütülen
zabıta görevleri çok çeşitlilik arz ediyordu.
Zabıta görevlerinin çeşitlilik arz etmesinin yanında
mülki bölünmenin özelliğine paralel olarak artan hizmet çeşitliliğinden dolayı çoğalan
zabıta kuvvetlerinin yapılanması da değişi-yordu. Bunun yanında ticaret yollarının
ve önemli geçitlerin güvenliğini sağlayan Derbentçiler ile Mortolozlar, Belderenler,
Pandörler ve Menzilkeşler de zabıta hizmeti görüyordu. Yeniçeri Ocağının 1826 tarihinde
ortadan kaldırılmasının ardından kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammedi'ye adlı askeri
teşkilat (1826-1846) tarihleri arasında Yeniçeri Ocağından intikal eden zabıta hizmetlerini
yüklendi. Bu dönemde, teşkilatın başında Yeniçeri Ağasının yetkilerini taşıyan Serasker
bulunuyordu. Aynı dönemde İstanbul çeşitli zabıta makamlarına ayrıldı. Her bölgede
ayrı bir birimin zabıta görevini yüklenmesinden dolayı bu devirde de sorumluluk
kargaşası devam etmiştir. Asayiş ve güvenlik hizmetlerini yürüten Asakir-i Mansure-i
Muhammedi'ye askeri kuruluşunun dışında 1826 yılının ağustos ayında yayınlanan "İhtisap
Ağalığı Nizamnamesi'yle birlikte İhtisap Nezareti kuruldu. Yeni kurulan bu teşkilatın
çalışanları, kol gezmek ve güvenlik hizmetlerini yürütmekle birlikte belediye hizmetlerinin
bir bölümünü de yüklendiler. Başkentte İhtisap Nezaretinin sorumluluğuna bırakılan
asayiş ve güvenlik hizmetleri, eyaletlerde Sipahilerin sorumluluğuna bırakıldı.
ihtisap Nezareti ve ihtisap işlem ve eylemleri 1845 yılında Polis Teşkilatının kurulması
üzerine 1846 yılında zabıta hizmetlerinden çekildi. 1834 yılında Anadolu'nun ve
Rumelinin bazı eyaletlerinde "Asakir-i Redife" adı ile yeni bir askeri örgüt kuruldu.
Bu askerlerin yönetimi "Serasker" denilen bir kumandanın yönetimine bırakıldı. Eskiden
Yeniçeri Ağasına yüklenen görevler bu dönemde Seraskere bırakıldı. Böylelikle hükümet
merkezinde İstanbul yakasının en büyük zabıta amiri sıfat ve yetkileriyle donanmış
oldu.
Cumhuriyet Döneminde Zabıta TBMM'nin kuruluşundan iki
ay sonra bu günkü Emniyet Genel Müdürlüğünün temelleri atıldı. Böylelikle, iki yıl
müddetle biri İstanbul'da, biri de Ankara'da olmak üzere iki ayrı ama, aslında aynı
görevi üstlenen iki başlı teşkilat tek bir teşkilat olarak görev yapmaya başladı.
Sonuçta, savaş döneminde görev alanı İstanbul ile sınırlı kalan Emniyet Umumiye
Müdüriyeti, 1922 tarihinde savaşın kazanılması sonucu Türkiye Cumhuriyetinin başkenti
Ankara'da kurulan Emniyet Genel Müdürlüğü ile birleşti. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte
Osmanlı devlet yönetimi tüm kurumlarıyla tarih sahnesinden çekildi. Bu bağlamda,
İstanbul'da bulunan Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti de işlevini tamamladığından onun
yerini Ankara'da kurulan Emniyet Genel Müdürlüğü aldı. Bu yeni kuruluşun kadrosu
zamanın şartları doğrultusunda yetersizdi. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Ankara'da
kurulan Emniyet Genel Müdürlüğü süratle kuruluşunu ikmal ederek, ülkenin asayiş
ve güvenliğini sağlamada başarısı gösterdi. Emniyet Teşkilatının yapılanmasını düzenleyen
19 Mayıs 1930 tarihli "Dâhiliye Vekaleti Merkez Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında
Kanun" yürürlüğe girdi. Bu kanuna göre; Emniyet Genel Müdürlüğü; ülkenin genel güvenliğiyle
uğraşan Birinci Şube, idari, belediye ve adli işlerle uğraşan İkinci Şube, özlük
işleri, eğitim-öğretim, saymanlık, donatım işlerini yürütmek üzere iki bürodan oluşan
Üçüncü Şube, yabancılarla ilgili işlerle uğraşmak üzere üç bürodan oluşan Dördüncü
Şube, zabıtaya ait teknik, istatistik ve yayın işleriyle uğraşan ve iki bürodan
oluşan Beşinci Şube ile teşkilatın haberleşme hizmetlerini yürütmek, iş sahiplerinin
müracaatlarını kabul ve sonuçlandırılmasını izlemek üzere kurulan Evrak Bürosuyla
birlikte altı kısımdan oluşmaktaydı.
Cumhuriyetle birlikte, yapılanma sürecine giren Türkiye
Cumhuriyetinin Polis Nizamnamesi yürürlükten kaldırılarak yerine 3201 tarihli Emniyet
Teşkilatı Kanunu ikame edildi. "Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu" kanunun da yürürlüğe
girmesinden sonra Emniyet Teşkilatındaki polis mevcudu süratle artmaya başladı.
Bir müddet Emniyet Teşkilatında önemli değişimler olmadı. Ancak, 11 Mayıs 1953 tarihinde
6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunun yürürlüğe konularak, trafiğin düzenini ve
denetimini sağlamak üzere Trafik Zabıtası kuruldu. Değişen dünya şartlarında top-lumsal
olayların artış göstermesi üzerine 1965 yılında çıkarılan "Toplum Zabıtası Kurulması
Hakkında Kanunla il emniyet müdürlükleri bünyesinde toplumsal olaylara müdahale
etmek üzere Toplum Zabıtası Müdürlükleri kuruldu. 2000 yıllara gelindiğinde ise,
2005 yılında yeniden düzenlenen 5393 sayılı Belediye Kanunu ile Zabıta hizmetleri
son şeklini almıştır.